Bu yazıyı okuduktan sonra ufak bir hayal dünyasına dalmanızı tavsiye ediyorum.
Kapatın gözlerinizi ve bir besmele çekerek gözlerinizi tekrar açın.
Gazzedesiniz.
Saat 01:30 suları…
Dışarıdasınız. Gök yüzü aydınlık fakat beyaz değil…
Sarı ve Kırmızı renklerin karışımında bir aydınlık var. Loş bir ortam hafif de dumanlı.
Bu romantik ortam uzaklardan gelen ambulans sesleriyle büyüsünü kaybediyor.
Sese doğru ilerliyorsunuz. Sessiz ve ıssız sokaklardan yürüyorsunuz. Sese yaklaştıkça ambulans seslerinin yerini çığlıklar ve kargaşa sesleri alıyor. Her adımda daha da artan kargaşa, içine düştüğünüz merakı daha da artırıyor. Kargaşa arttıkça adımlarınızın hızı da artıyor. Artık sesin geldiği sokağı da görebiliyorsunuz.
Ara sokaktan gördüğünüz kadarıyla insanlar sağ tarafa doğru koşarak gidiyorlar fakat hepsinin suratında bir şaşkınlık. Sokağa biraz daha yaklaşıyorsunuz.
Derken bir an da gökyüzü parlıyor. Kafanızı yukarı kaldırıp gökyüzündeki ışığa bakacağınız sırada ışığın arkasından güçlü bir ses…
BOMMMMM
…ve gökyüzünden üzerinize doğru düşen taş parçaları…
Olduğunuz yerden hemen kaçıyor taşlardan kurtulmaya çalışıyorsunuz. Bir kaç ufak taşın dışında size çarpan yok.
Fakat ortam toz duman.
Göz gözü görmüyor.
Sağınıza solunuza çarpan insanlar…
Çığlıklar…
ve yükselen bir ses
Allahuekber!
Dumanlar arasından artık sadece acı içinde haykıranların çığlıkları ve “Allahuekber” sesleri duyuluyor.
Allahuekber!!
Allahuekber!!
Allahuekber!!
10-15 dk içinde ortamdaki duman tamamen kayboluyor. Siz de olanları anlamaya çalışıyorsunuz. Herkes yıkılan binanın altında kalanlara yardım etmeye çalışıyor.
Ufak bir şaşkınlık ve sonrasında siz “ben de bir şeyler yapmalıyım” dürtüsüyle yıkıntılara doğru ilerliyorsunuz. Size çarpan insanların sayısı biraz daha artıyor.
Yanınızdan kanlar içinde bir kişiyi hızlıca geçiriyorlar. Eller üzerindeki kişiyi taşıyanlardan biri sesleniyor:
-Kolunu bulun!
Hemen kişinin kaldırıldığı yere bakıyorsunuz kanlar içinde yerde yatan bir kol!
Hızlıca kola sarılıyorsunuz. Kol hala sıcak ve kanın ılıklığını yüreğinizde hissedebiliyorsunuz. Götürülen adamın peşinden koşuyorsunuz elinizde sahibini bilmediğin bir kol. Kucağınızdaki et parçasını hastaneye götürme çabası içerisinde ambulansa doğru koşuyorsunuz.
Artık içinizde ne ürperti ne de korku var. İnanılmaz bir heyecan…
İçinizde; üstlendiğiniz görevi yerine getirip yaralının kolunu yetiştirmeye arzusu…
Ambulansın yanına vardığınızda kolun sahibini artık çok daha net görüyorsunuz…
Kanlar içinde yatan babanız. Elinizdeki kol ise sizi okşadığı ve kanatları altına aldığı kol.
Anlık bir şok ve sizden yükselen bir haykırış
BABA!!!!
ve arkasından gelen daha yüksek bir ses
Allahuekber!!
Allahuekber!!
Fakat bu sefer ki diğerlerinden biraz daha farklı…
Korku yok
Endişe yok
Şaşkınlık ve üzüntü…
Belki de babanızı şehit vermenin verdiği gurur…
Ses tekrarlanıyor
Allahuekber!!
Allahuekber!!
Kanlar içinde yatan babanızdan zar zor bir ses duyuluyor
Eşhedû en lâ ilâhe illallah…
Göz yaşlarınızı tutamıyorsunuz. Çığlıklar da kesildi. Kalabalıkta bağrışan insanların hiçbirinin sesini duymuyorsunuz. Tekrar babanızın sesi kulaklarınızda çınlıyor
Eşhedû en lâ ilâhe illallah…
Tam yere yıkılırken bir el siz tutuyor
ve gözlerinizi açıyorsunuz.
Yatağınızdasınız. Babanız karşınızda…
-Sahuru kaçırdık.