fan sayfası
twitter
takip edenler
  •  
  • Archives for Eylül 2011 (16)

You’ve got Mail

Hiç derdinizi sizin hiç tanımadığınız ve sizi hiç tanımayan belki de dünyanın çook ötesinde sizinle hiç karşılaşmayacak birine anlatma ihtiyacı hissettiniz mi?

Eski zamanların mektup arkadaşlığı şimdi ise sanal arkadaş olarak nitelendirilen hiç görmediğiniz, belki gerçek adını bile bilmediğiniz fakat kimsenin bilmemesi gereken şeyleri sanki kendinizle konuşurcasına anlatmak istediğiniz birileri olmadı mı hayatınızda?

Bilmiyorum bu lezzeti hiç tattınız mı ama ben tattım ve kesinlikle tavsiye ederim. Sizinle hiç alakası olmayan bir iç ses konuşuyormuş gibi… Çevrenizdeki olaylara tamamen sizin pencerenizden sizin kaleminizden dökülen kelimelerle bakan fakat sizden farklı olarak (duygusal anlamda) olaylara biraz daha objektif yaklaşabilen birileri…

İşte öyle bir film: You’ve got mail

Güzel bir romantik komedi.

İki dev oyuncu; Meg Ryan ve Tom Hanks

Bu filmi izledikten sonra ne demek istediğimi daha iyi anlayacağınıza eminim. Sanal arkadaşlıkların yalan olduğuna inanlara benim dediğim gibi “o klavyenin arkasında bir insan var ve o yalan değil” diyebileceksiniz. Belki benim yaptığım gibi hiç tanımadığınız birine belki de var olmayan bir adrese mektuplar atabileceksiniz.

Böyle kişileri nereden bulurum diye sormayın. Sanal alem onlarla dolu.

… ve ufak bir tavsiye: Sakın buluşmayın! İşin büyüsü bozuluyor.

(Yeni dönem Facebook zımbırtısına da dahil etmemenizde de fayda var.)

The Message

…..

Le diner De cons

0 masrafla yapılmış güzel bir komedi. Filmin adam akıllı bir içeriği yok. Saflığın sınırlarını zorlayan bir adamın onunla dalga geçmeye çalışan bir adama 1 saatte yapabileceklerini anlatan saf bir komedi. İçinde küfür yok, cinsellik yok sadece komedi var.

Filmin tek dezavantajı ise; film fransızca…

Filmi izlerken fransız kalabiliyorsunuz.

1 Saatlik açayım da güleyim diyorsanız açın ve gülün o kadar.

The Pursuit of Happyness

Film hayata yeni başlayan gençler için belki çok etkili olmayacaktır ama hayatın en büyük zorluklarıyla karşılaşmış ebeveynler için tarif edilemez etkiler bırakacaktır.

Bilmiyorum dinlesiniz mi?

İbrahim SADRİ’nin “Kırmızı araba” adında bir şiiri vardı.

Süleyman karabıyıklı bir işçidir ve bu kara bıyıklı süleymanın hikayesidir.

İşte aynı bu şiirde geçtiği gibi Chris de kara kuru bir adam. Ailesini gecindirmek için uğraşan fakat talihin gülmediği, Allah’ın “yürü ya kulum” demediği bir adam. Hayatını bağladığı tıbbi bir cihazı satmakla uğraşırken hayatın getirdiği ağır maddi yüklerin altında ezilen bir koca, bir baba, bir hayat. Kendisi çok zeki olmakla birlikte, başarıyı arayan bir birey.

İşte bu adamın hayatı bir son model arabasından inen bir adama ne iş yaptığını sormasıyla değişiyor. Matematikle arası çok iyi olan bu kardaşimiz Borsacı olmak için ücretsiz stajerliğe başlıyor.

Ekonomik açıdan dibe vurduğu sırada azmi ve başarıya olan inancı onu zirveye tırmandırıyor. Bu filmde ne kadar dibe vuralabilineceğini göreceksiniz.

Film hakkında çok şey söyleyebilirim ama söylediğim herşey benim penceremden nasıl göründüğü olacaktır ve eminim her bakılan pencereden farklı bir Chris görülecektir.

Zevkle izleyeceğinizi ve izledikten sonra pişman olmayacağınızı temin ederim.

Çocukluğumdan bir anı daha

Not: İmla kuralları, yazı akışı, büyük harf, küçük harf zımbırtılarına dikkat etmeyin konuya odaklanın lütfen :)

İcadiye ilk öğretim okulunun nerede olduğunu biliyor musunuz? Fıstık ağacında, biraz içerde. Benim evim de o zamanlar nakkaştepede, bağlarbaşında…

Heh işte o kadar mesefa var evle okul arası. Ben de yürüyorum herkes gibi o yolu

Neyse

Yolun tam ortasında bir yokuş var. O kadar dakikim ki, ne zaman o yokuşun dibine gelsem dış kulvardan bir kızcağız koşarak öne geçiyor.

Kızı tanımıyorum etmiyorum ama artık siması hiç yabancı değil yani birisi bu kim dese
-hee bu mu bu bizim şu koşan kız der sahiplenirim
öyle bi durumum var. Çok samimi söylüyorum o kadar aileden biri oldu

ne zaman yokuşun dibine gelsem, kız koşa koşa geçiyor yanımdan

hayır aşka meşke kafam bassa
derim cilve yapıyor
o da yok
neyse
bir de nasıl bir tip biliyor musunuz?

Tombul, kısa bi kız ama öyle çok tombul, çok kısa değil

Ne bileyim sempatik mi?

Ben onun ayak seslerine aşık oldum.

Düşünsenenize o meşhur yokuşa geldiğin zaman bir anda kulak kabartıyorsun
uzaklardan patır patır sesler geliyor ve bir anda sesler artıyor.

pat pat pat pat pat pat

sonra bir anda yanından rüzgar gibi geçiyor
yani rüzgar demeyelim de, yavaş yürüyen adamın yanından geçen hızlı yürüyen adam gibi

her gün!

ben ne yaptım?

bir gün durdurdum.

garibim kız koşa koşa gidiyor

bir anlık refleks:ayağmı uzattım.

o pat pat pat pat giden nazlı ceylan
paldır küldür kapaklandı ayaklarımın dibine

(Sakın yuh falan demeyin. O zamanlar çocuğum)

Belki kız cağız ilk aşk acısını o zaman tattı :)

Kızcağız düştü, tutup kaldırdım mı hayır. Baktım ve güldüm :)

kız suratıma bile bakmadan kalkıp yokuştan koşa koşa çıkmaya devam etti.

İçimde bir pişmanlık var ama
yani cevap da veremiyorum neden yaptığıma
öyle geldi geçti

ertesi gün kız abisiyle gelmiş okula, muhtemelen abisi de lisede falan okuyodur.
işin ilginç tarafı kız da beni buldu.

yani benim onu tanıdığım kadar o da beni tanıyormuş. (o da bana karşı boş değilmiş yani)

okul çıkışı kız geldi, abisi de yanımda.

Allah’ım ben boncuk boncuk terliyorum

karşımda bir abi var
ben kendi abilerimden biliyorum
çok tehlikeli varlıklar

abi kulağımı çekti.
sordu
niye yaptın?

ulan niye soruyorsun?
dal paldır küldür döv
ağzımı burnumu kır gönder
seni bulmama imkan yok.
kızı da bulamam, sınıfını bilmem nesini bilmiyorum

(sadece yokuşun başından sesleri geliyor o kadar)

yediğim dayakla orada kalırım

Üstelik bilsem bile evdekilere ne diyeceğim. Kıza çelme taktım düşürdüm abisi geldi beni dövdü siz de gidin onu dövün mü? Bir temiz sopa da evde yerim :)

ama abi akşın arıyor ya soruyor;

neden yaptın?

-walla bilmiyorum abi öle yaptım dedim
-ben de pişman oldum ama yapmış bulundum dedim

abi de dumur oldu heralde, dövmedi.

-Bir daha yapma dedi
-yok yaa yapar mıyım dedim. bıraktı kulağımı gitti.

O kızı bir daha gördüm mü?

görmez olur muyum
o yokuşun dibine geldiğim zaman
arkadan pat pat pat pat sesler gelmeye devam ediyordu.
sesler yükseldikçe seyrekleşyordu

pat pat pat
pat pat
pat
pat
pat
pat pat
pat pat pat

yani kız benim yanımdan geçerken yavaşlayıp yürüyor, beni geçince tekrar koşmaya başlıyordu.

Böylede saçma bir anım var.

O kız bilmiyorum bir gün bir yerde bu yazıyı okur mu bilmiyorum. Ama olur da okursa hakkını helal etsin. Yaptığımın çocukluktan öteye geçen hiç bir tarafı yok.

Bana bir şeyhler oluyor

… ama yapmayın dedi o daha bir çocuk.

Bilmiyorum Yılmaz ERDOĞAN burada hangi çocuktan bahsediyor ama iyi ki bahsediyor.

Okurken bu kadar etkili olmuyor ama izlerken etkileniyorsunuz. 101de101 kapsamında izlediğimiz mükemmel bir tiyatro gösterisi: Bana bir şeyhler oluyor.

Yılmaz ERDOĞAN’ın kaleminden akan fikirler, Altan ERKEKLİ’nin konuşturduğu oyunculuğuyla birleşince ortaya böyle bir şaheser çıkmış

Bir kaç mesajı paylaşıyorum gerisini siz izleyin.

Bir insanı bir yere kapatmak bir suçtur! Ama kapatacağınız kişi bir suçluysa bu bir cezadır! Yani aslında her ceza biraz da suçtur; ve her suç da biraz ceza!

Korkunun korkusudur endişe

Hoca denemez öğrenmesini bitirene, Çırakları olan bir çıraktır usta olsa olsa

Geldiğinde mecburen ayağa kalktığınız insanları ne gönülden sever ne de gönülden dinlersiniz.

Zulüm kimse zalimlik yapmayınca biter, mazlumlar dahil

Memento

Bu filmden öğrendiğim en önemli şey, dublajlı filmlerden hiç bir şey anlamadığım oldu. :)

Filmde bir karakter var: hafıza kaydı bırakamıyor geçmişe…

Balık gibi düşünebiliriz ama bunun ki öyle balıkta rivayet edildiği gibi 5 sn falan değil. Baya baya gün boyu bişeyler yaşıyor ama uyuyup uyanınca her şey sil baştan.

Abimiz bu durumu fark edip kendine notlar bırakmaya başlıyor. Film aslında tek tek bize notları anlatıyor. Yani filmde olaylar sondan başa doğru ilerliyor.

Filmden cımbızla çektiğim iki replik;
Mutlu olmak için kendine yalan söyledin. Bunda utanılacak birşey yok. Hepimiz yapıyoruz.
Hepimiz kim olduğumuzu itiraf edemiyoruz.

Filmi izlerken bana başka bir filmi anımsattı. Bakış açısı filmi vardı ya bilmiyorum izlediniz mi? O filmde de aynı olay farklı farklı kişilerin gözünden tekrar tekrar canlanıyordu. Bu filmde de öyle bir durum var fakat aynı olay değil ve farklı kişiler değil.

Misalen adam gidiyor nota bakarak birini vuruyor. Sonra bizi o notu nasıl yazdığına götürüyor. O notu nasıl yazdığını izlerken başka bir not görüyoruz. Bir sonraki sahne o notun nasıl yazıldı ve böyle sürüyor…

Film için karmaşık bir konusu olduğunu söylemekten başka bir şey söyleyemiyorum. İlginç, eski, kafa karıştırıcı bir film. İçinde bol bol aksiyon var ama sıkıcı…

Belki film için daha iyi bir oyuncu kadrosu seçilse daha başarılı birşey çıkabilirdi. Oyuncu kadrosu da vasattı.

Yani tavsiye ediyor muyum?
Daha iyi filmlerle vaktinizi harcayabilirsiniz.

Memories of a Geisha

Öyle bariz mesajlar beklemeyin. Bir film izledim hayatım değişti demek istiyorsanız bu film o film değil. Fakat vaktim var oturayım da şöyle bi film izleyim film bittikten sonrada kapatayım hayatıma kaldığım yerden devam edeyim diyorsanız. Tam size göre bir film.

Yokluk içindeki bir aile kızlarını geyşa olması için satmasıyla başlıyor hikaye. Kızlardan birinin geyşalıkta zirveye tırmanışını anlatan vasatın üstünde izlediğiniz pişman olmayacağınız bir film.

Senaryo çok güzel başlıyor ortalarına kadar da çok güzel gidiyor. Filmi izlerken geyşanın ne olduğunu çok iyi anlıyorsunuz. Japonların nasıl bir hayat biçimi olduğunu belki filmde geçen şu cümle çok güzel açıklıyor.

“Biz maymun değiliz yere çıplak ayakla basmayız”

Adamlar köklü bir kültürden geldiklerini, yaşam tarzlarının olduğunu, standartlarının olduğunu çok net gösteriyorlar. Bununla birlikte dediğim gibi film yarısına kadar çok güzel gidiyor. Bir balıkçı köyünden koparılmış bir kızın geyşalıkda zirveye çıkışı çok güzel işleniyor. Fakat tam zirvedeyken Amerikalılar ve Pearl Harbor filmindeki Hiroşimaya düşen atom bombası devreye giriyor. Ana karakter, zirvedeki geyşamız yaşadığı yerden geyşalıktan uzaklaşıyor. İşte tam bu noktada senaryo kitleniyor. Anlamsız saçma sapan bir sona doğru sürükleniyor film.

Filmi bir geyşa belgeseli olarak izlerseniz çok beğeneceğinizden eminim.

Filmde verilen iki mesaj var. Fakat çok bariz işlenmediğinden zorlamayla çıkıyor bu mesajlar.

1) hayat ikiye ayrılır: Ya ağaç olursun, ya su
2) Umut herşeydir.

Netice itibariyle dediğim gibi bu fikirler zorlamayla çıkıyor.

Tavsiye eder miyim bilemiyorum.

Boş vaktiniz varsa izlenebilecek sürükleyici bir film ama dediğim gibi öyle hayatınızı falan değiştirmesini beklemeyin.

Eski bir video

Paramızın aynı zamanda ses de kaydeden pahalı kameralar almaya yetmediği zamanlarda edindiğim bir fotoğraf makinesinin çektiği videoyla sizi başbaşa bırakmak istiyorum.

Yıl: 2005
Yer: Seydişehir/Konya
Konu: daha önce o kadar kar görmemiş bir grup gencin yada izleyin yaa :))




Evet o dönem bu kadar uzun sakallarım da vardı.

V for Vendetta

“Her devlet, kendi milletini oluşturur.” böyle diyordu, Turgay OĞUR devlet ve milleti anlattığı bir seminerinde.

Bugün anlatacağım film de, 21. Yüzyıl devlet millet ilişkisini sorgulamamamıza sebep olacak.

Toplumlar, kendi devletlerinden korkmamalı
Devletler, kendi toplumlarından korkmalı

V for Vendetta!

Daha önce adını çok duymuştum. “Efsandir, mutlaka izle” şafşatalarıyla bir türlü izleme fırsatı bulamamıştım. 101de101 kampanyasıyla dün izleme fırsatı buldum.

Film öyle oturup elinize çekirdeğinizi kolanızı alıp izleyebileceğiniz bir film değil. Elinize kağıt kalemi alın ve not ala ala izleyin. Hatta 2,5 saatlık filmi yarım saatlik 5 periyot halinde de izleyebilirsiniz. O kadar önemli ve ağır mesajlar veren sürükleyici bir film.

Filmin içeriğinden bahsedecek olursak öyle ince ince anlatmak istemiyorum fakat devletin kendi milletini oluşturmak için uğraştı dönemde farklı olan tüm insanları sindirme politikası sonucu işkencelere maruz kalmış bir kişi olan “V” devletten intikam alma çabasına giriyor ve bu maksatla yeni oluşturulan düzen milletini isyana teşvik ediyor. Olay (filmde)nazi tarzı yönetilen ingilterede geçiyor.

Filmden her izleyen farklı şeyler alabilir;
Bir darbenin nasıl yapılacağından, bir isyan hareketinin nasıl başlatılacağına kadar,
Devlet yapısının (mekanizmasının) çalışma mantığından, doğru kabullerin nasıl yanlış olduğunu anlamaya kadar.
Yani kısacası filmde herkesten birşeyler var.

Film ingilterede geçiyor ama Türkiye şartlarıyla birebir uyuşuyor.
Bir dönem muhafazakarların her kötü şeyin sebebi sayılması
Kürt halkına yapılan ötekileştirme hareketi
Halkı televizyonla üç maymuna çevirme
Yanlış bilgilerin doğru kabullendirilmesi
Kendi teröristimizi kendi hapisanelerimizde işkengecelerle yaratmamız
ve daha bir çok şey.

Filmde aklımda kalan en önemli şeylerden birisi ise devletten intikam almaya çalışan teröristin, haklı davasında nasıl haksız duruma düştüğüydü. Ona yapılan canavarca işkenceler onu da bir canavara çevirmişti.

Aynı PKK gibi. Devletin kürt halkına uyguludığı canavarlık(terör), içlerinden bir kısmını canavara(teröriste) çevirdi. Olan masumlara oluyor.

Film 101de101 kapsamında izlediğim 2. film fakat tekrar izlemek istediğim filmler arasına kendisini yazdırmış durumda. En kısa zamanda daha detaylı izlemek istiyorum.

ve yazıyı filmden aklıma kazınan bir sözle tamamlamak istiyorum.

“You have no fear any more, You’re completely free”
“Artık korkacak birşeyin kalmadığına göre tamamen özgürsün!”

page 1 of 2»
Takvim
Eylül 2011
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Ağu   Eki »
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
2627282930  
Tüm Yazılar
Follow Me
BuzzDeliciousDropboxFacebookLinkedInMyspaceTwitterWindowsLiveYoutubeRSS