fan sayfası
twitter
takip edenler
  •  
  • Archives for Ocak 2012 (4)

MEB

Türkiye’nin en büyük problemlerinin belki de başında Eğitim sistemi geliyor. Öyle kolay çözülebilecek bir problem de değil üstelik. Çünkü eğitim sisteminde yapılacak bir iyileştirme maalesefki sonuçlarını ancak 10-15 sene sonra gösteriyor.

Eğitim sistemindeki değişiklikleri de MEB vasıtasıyla seçilmiş hükumetlerin yaptığını düşünecek olursak hiç bir hükumet 10-15 sene iktidarda kalamadığı için sonucu görmeden hemen sistem yeniden değişiyor.

AK Parti’nin de 9 yıllık iktidarı bu eğitim sisteminden nasibini almış durumda. Tamam modern okullar açıldı, kitaplar ücretsiz dağıtılıyor, bilgisayarlar, tabletler hepsine tamam ama maalesef sistem bozuk. AK Parti eğitimdeki sistemi değiştirmek için çok uğraştı fakat sonuç gelmeyince o da sistemi değiştirenleri değiştirmeyi doğru buldu. AK Parti’nin 9 yıllık iktidarında 4 milli eğitim bakanı görmemiz de bu sorunu daha ağır bir hale getirdi. 2005′de bir değişiklik sonra başka bir değişiklik, Hüseyin ÇELİK geldi başka bir değişiklik, Nimet ÇUBUKÇU başka bir değişiklik ve şimdi de Ömer DİNÇER…

Biri geldiği zaman yanlış bulduğu diğerinin sistemini değiştiriyor. Eğitim sistemi gibi önemli bir konu maalesef ki deneme tahtası oldu. Eğitim sistemimiz de henüz sonucunu görmeden ilacını değiştiren bir hasta misali ölüme sürükleniyor.

Ferrari tasarımlı bir aracın içine tofaş motor koymanın bir anlamı yok. Öncelikle eğitim sisteminin komple değişmesi gerekiyor.

Dikkat edin!

Bahsettiğim şey eğitim sisteminde bir reform değil. Çok iddialı olacak ama kastım eğitim sisteminde köklü bir devrim.

En son yapılan 4+4+4 sistemine yakın bir sistem hayallerimin arasında vardı. Benim düşüncem 4+4+4′ten ziyade 3+3+1+3 olmasıydı. Nasılını bir başka yazıda anlatırım. Fakat bu sistemi getirmenin de çözüm olmayacağı kanaatindeyim.

Dediğim gibi sistem değişikliğinin olması çözüm değil.

Esas çözüm sistemi değiştirenlerin değiştirilmemesi.

Yani Milli Eğitim Bakanı’nın değiştirilmemesi. Nasıl yani?

Hükumet seçimle geldiğine göre böyle bir şeyin imkansız olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Ayrıca seçimlerde hükumetin farklı dünya görüşü olanlarla değişmesi bu sistem değişikliğini ayrı bir çıkmaza sokuyor. Sağcı bir hükumet farklı adımlar atarken, solcu bir hükumet farklı adımlar atıyor. Sonucu görmeden ilacı değiştirmeye devam.

Peki “sistemi değiştirenlerin değiştirilmemesi“nden kastım ne?

Özerk bir eğitim sistemi

Yine mi özerklik diyebilirsiniz. Fakat olması gereken maalesef ki budur. Milli eğitim sistemimiz özerk bir yapıya sahip olup bu özerk yapının geniş bir eğitimci şurasının olması ve başkanının da bu şuradan seçilmesi bu özerk yapıyı daha çözümcü hale getirecektir.

Şuranın seçtiği eğitim sistemini, değişen bir başkan kendi kafasına değiştiremeyeceğine göre uygulanan güzel bir sistem sonuca ulaşana kadar devam eder. Bu sistemle 10-15 yıllık devamlılık sağlanır. Bu sayede uygulanan sistemlerin faydalı olup olmadığı da daha net görülmekle birlikte siyasi iktadarın eğitim sistemine müdahalesi minimuma inmiş olur.

MEB’in kaldırılıp yerine kurulacak özerk bir yapının eğitim sistemini komple değiştireceğine inanıyorum. Tabii bu özerk yapının değiştirmesi gereken çok önemli eğitim sorunları var.

Öğretmenler
Sınıf geçme sistemi
Sınavlar
Müfredat
Okullar
Din dersi
Anadilde eğitim
Yabancı dil

…ve daha bir çok şey. Fakat sonuç itibariyle değiştirilecek şey öncelikle MEB olmalı ve getirilecek sistemin devamlılığını sağlayacak bir sürekliliğin sağlanması.

Eğitimle alakalı yazılarım devam edecektir.

Sevgi ve saygılarımla…

YÖK

Vakt-i zamanında üniversitede YÖK eliyle -üstelik her hangi bir kanun dahi yokken- başörtüsünün yasaklanması ve üniversiteye giriş sınavlarında bile başörtülü kardeşlerimizin kapı önünde bekletilmesi hadiseleri yaşanırken ben de “YÖK kaldırılısın” diyen kızgın kalabalığın bir parçasıydım. O zamanlar çocuk aklımla sokaklarda bağıra bağıra bu sloganları atıyordum.

Teşbihte hata olmaz.
Yıldız Teknik Üniversitesinde Bilgisayar Mühendisliği bölümünün 2. kattaki öğrenci(*) tuvaletinde pisuvarlardan birisi yaklaşık 2 aydır üzerinde bir yazıyla bekliyor: ARIZALI

Türkiye’nin sayılı üniversitelerinden biri olan YTÜ’de Bilgisayar mühendisliği gibi bir bölümün soruna yaklaşım açısı aynı benim çocukluğumdaki gibi: Sorun varsa sorunu teşkil eden şeyi ortadan kaldır.

Peki bu anlayış soruna çözüm mü? Yani o pisuvara yazı asmak, pisuvar ihtiyacını ortadan kaldırmadığına göre sorunu çözmüş olmak mı oluyor? Ya da o pisuvarı kaldırmak çözüm mü?

İşte YÖK’ün kaldırılmasını istemek de aynı bu pisuvar anlayışı gibi. Çocukken sorgulamadan attığım bu sloganı şimdi “saçmalamayın” diye savunuyor olmamı her ne kadar bazı çevreler “artık YÖK sizin arka bahçeniz o yüzden kaldırılmasını istemiyorsunuz” diye algılasa da gerçek aslında çok farklı.

Hani yıllar önce düşünmeden “YÖK kaldırılsın” sloganının gerçekleştiğini düşünürsek, üniversiteleri devrin hükumeti ANASOL-M üniversiteleri yönetecekti. Zaten bizim sorunlarımızın temelinde de bu üçlü yatmıyor mu? YÖK’ün kaldırılmasını istemekteki amaç ne? Sorun çözülecek mi?

Yine bu yeni dönemde Kılıçdaroğlu’nun “YÖK kaldırılsın, yerine özerk bir yapı kurulsun” teklifi vardı. Düşünmediğiniz zaman mantıklı gelen bu öneri birazcık düşünmeyle çürüyor. Çünkü YÖK’ün varlık sebebi zaten özerklik :)

Herkes biliyor YÖK 80 darbesi sonucunda kurulumuş darbe kurumlarından biridir. Üniversiteleri hükumetlerin siyasi çekişmelerine kurban etmemek ve özerk bir yapıya kavuşturmak için kurulmuş olsa da sağ olsun darbe kahramanımız EVREN her ne kadar YÖK’ü kurup özerk üniversiteler oluştursa da onu kendine bağlayarak aslında bu özerkliğe ciddi bir balta vurdu.

Şimdi benimse önerim tam olarak şudur;

YÖK kaldırılmasın.
İç tüzüğü değiştirilsin ve YÖK amacı sadece üniversitelerde eğitim vermek olan bir kurum haline gelsin.
Hükumetin YÖK’le alakalı yapabileceği tek şey bütçeden pay ayırmak olsun.
YÖK’ün başkanını cumhurbaşkanı değil YÖK’ün yönetimindeki üyeler seçsin. Bu üyeler üniversite rektörleri olsun. Rektörleri de üniversitedeki hocalar seçebilir. Bu iç tüzük üzerinde uzmanların çalışmasıyla şekillenebilecek bir şey

Dediğim gibi temelde yapılması gereken şey kesinlikle üniversitelerin Cumhurbaşkanılığı dahil hiç bir kurum tarafından etki altına girmemesi gerekir. Rektörleri Cumhurbaşkanı atamamalı mesela. Sezarın pardon Sezer’in atadığı rektörlerle Abdullah GÜL’ün atadığı rektörler arasında ciddi bir siyasi görüş ayrılığı var. işte Üniversiteleri ve YÖK’ü bu ortamdan kesinlikle kurtarmalı ve %100 özerk hale getirmeliyiz.

Ayrıca YÖK gibi ve özerk olmasını önereceğim diğer kurumlar gibi, devletin bir kurumu (anayasa mahkemesi olabilir) ciddi anlamda denetlemeli ve bu özerkliğin belirli bir görüşün himayesi altına girmesi engellenmeli.

YÖK’le alakalı söyleyeceklerim bu kadarla sınırlı değil elbet fakat bu yazıda anlatmak istediğimi doğru bir şekilde açıkladığım kanaatindeyim.

Saygılarımla…

Eğitim Kategorisi

Siyasetle ilgilenen bir birey olarak yıllar sonra bu ülkenin yöneticilerinden olacağıma inandığım için elbette bugün sorun olarak gördüğüm konular hakkında çeşitli söylemlerde bulunmayı bir hak olarak kabul ediyorum.

Her konuda o işin uzmanlarının fikirlerine önem versem de benim de acizane fikirlerim vardır ki genelde bu fikirleri uzmanların görüşlerine, yorum ve önerilerine göre şekillendiririm.

Bu kategoriyi de aslında sırf Eğitim hakkındaki düşüncelerimi, düzeltilmesi gereken noktaları ve olması gereken yeni hali vurgulamak için açtım. Yazdığım şeylerde her hangi bir kurumun veya kurulun fikri olmayıp acizane kendi tespitlerim ve düşüncelerimdir. Yanlışlarım elbette olacaktır. Bu anlamda öneri ve tavsiyelerinizi iletmenizi temenni ederim.

İlker BAŞBUĞ hakkında

Kim ne dersin ben İlker BAŞBUĞ’un tutuklanmasını doğru bulmuyorum!

Tamam herkes eşittir.
Tamam adalet.
Tamam adil yargılanma.
Tamam demokrasi.

vs. vs.

Fakat öncelikle bir kaç küçük nüansa temas etmek istiyorum.

Genel Kurmay Başkanlığı ülkemizin en önemli görevlerinden biridir. Halk seçmese de atama yoluyla olsa da yine de ülkemiz için en önemli görevlerden biridir. Genel Kurmay Başkanlığı da MİT, Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı gibi çok önemli bilgilerin çok önemli belgelerin el altından geçtiği görevlerdir. Böyle bir göreve getirdiğiniz kişiye güvenmek durumundasınız. Güvenmediğiniz birini böyle bir göreve getiremezsiniz. Yani işe bu açıdan baktığınız zaman bu adamlar güvenilir kişilerdir. Güvenip güvenmediğinizi sorgulamıyorum. Devlet nazarından bakınca bu adamlar güvenilir kişilerdir. Kimsenin bilmediği gizli bilgileri bilen gizli belgelere hükmeden ve bunlarla devlete hizmet (!) eden hükmeden kişiler bunlar.

Tutuklama kararı ise güven sıkıntısı yaşanan kişilere uygulanır. Devletin bu kadar önemli makamlarında görev yapmış kişilerin kalkıp da güvenilmez adam olarak nitelendirilip, tutuklanması doğru gelmiyor bana.

Tutuklama kararının sebepleri ise daha ilginç;
-Yurt dışına kaçma ihtimali
-Delilleri karartma
-Bilgi taşıma
vs. vs.

Ben hukukçu değilim! Ne yapılabileceğini bilmiyorum fakat böyle kişiler için farklı hukuki adımların izlenmesinden rahatsız olmam. Bu tür kişilerin tutuksuz yargılanmasında kaçma ihtimaline karşı farklı tedbirler, hukuki anlamda dinleme, yakın takip gibi farklı eylemler uygulanabillir.

Benim böyle bir şey önermemin altında yatan sebep ise, makamın güvenilirliğini sağlamak.

Nedir bu güvenlirlilik?

Şimdi kendinizi Genel Kurmay Başkanı olarak düşünün. Önünüze bir belge geldi. Çok gizli bir belge ve birilerinin bu belgenin korunmasından rahatsız olacağını biliyorsunuz. Vatana hizmet için bu belgeyi korumanız gerekiyor veya yürütmeniz gerekiyor. Görev süreniz dolduğunda zaman o an yaptığınız işten dolayı eğer güvenlik sorunu yaşayacağınızı düşünürseniz o an vereceğiniz kararda değişiklikler olabilir. Bu ise çok daha tehlikeli bir durum doğurur.

Her ne kadar eşitliklerden yana olsak da böyle görevlere getirilen kişilerin bazı imtiyazları olması gerekir.

Şunu demiyorum. “Bu kişiler istedikleri suçu işlesin cezalandırmayalım”

Yargılayalım. Suçu sabitledikten sonra cezası ne ise infaz edelim. Fakat suçu sabitlenmeden daha doğrusu hüküm verilmeden daha önceki görevinden sebep makamı korumak için bazı imtiyazlar verebiliriz. Bu imtiyazların sebebi bu kişileri korumak değil makamı korumak.

Demokratikleşeceğiz diye Devletin kurumlarına zarar vermemeliyiz.

Not:Bu yukarıda anlattığım şahsi görüşümdür. Anti tezi olanlarla tartışmaya açığım. Zira doğrusunu bulup tavsiye etmek de görevlerimiz arasındadır.

Sevgilerle…

page 1 of 1
Takvim
Ocak 2012
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Ara   Şub »
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031  
Tüm Yazılar
Follow Me
BuzzDeliciousDropboxFacebookLinkedInMyspaceTwitterWindowsLiveYoutubeRSS